Yazmak zaman ister, yürek ister, planlama ister. Yoksa hiçbirini istemez mi? Yazmak isteyen planı olmasa da, korksa da ya da zamanı olmadığı halde aralara sıkıştırarak da olsa yazar mı? Bu iki düşünce arasında henüz biri kesin doğru diyebilmiş değilim. Ancak durum şu ki; o hevesle yaptığım giriş yazısından sonra şu an taslakta duran 2 tane tamamlanmamış gezi yazımın 1 tane de denemenin olması. Evet, bir gezi sayfası gibi dursa da ara ara kendime dönük yazılarımı, bir konudaki eleştirimi, heyecanımı da yazı olarak burada paylaşmaya karar verdim. Taslakta duran gezi yazıları hala benim onlara zaman ayıracak kadar kafamın diğer mevzulardan arınmasını bekleyedursun, ben de eski yazdığım yazılarımdan birini paylaşayım:

08.12.2014

VİZYON

    Yıkıldığımızdan değil de yıkıldığımızı sandığımızdan kaybediyoruz aslında. Bilmiyor muyduk yorulacağımızı bu yola çıkarken, hedef koyarken, başarmak isterken. Burada ayırt edici faktör zor olacağını bilmemiz ama zorluğu yaşamayı bilmememiz. Yola çıkarken sahip olduğumuz hırsımız ve inancımız zorluklarla mücadele edebileceğimize inandırır kendimizi. Ancak bu gözümüzde “zorluk” durumunu küçültmemize neden olabiliyor. Yolun başında karşılaştığımız “ufak zorluklar”ı o “zor olan zorluklar”  sanıyoruz. İşte bu yanılgı asıl zorluklarla baş etmemizi engelliyor. Çünkü zorluklarla savaşma enerjimizi, içgüdümüzü asıl zor olmayan zorluklara harcamış oluyoruz. Asıl zorluklara geldiğimizdeyse onları imkansız olarak görebilir ya da kendi hevesimizin kaçtığını düşünebiliriz. İşte asıl zorluk tam olarak da burada başlıyor. Hevesimizin kaçması sonucunda o emeklerin boşa gittiğini düşünüp kısa dönem her şeyi bırakmak ve ondan sonra toparlanmanın baştakinden de zor olacağını, hatta o trenin kaçtığını düşündüğümüz zaman başlıyor. Burada yapmamız gereken şey bu yola çıkarken olan inancımızı ve bu yolda verdiğimiz emekleri düşünüp fırsatı değerlendirmektir. Tam anlamıyla “fırsat” tır bu, yola çıkarken başladığımız, yenmek için emek verdiğimiz o engel şimdi karşımızdadır. Savaş henüz başlamaktadır ve biz yıkılmamış sadece ısınmışızdır. Şöyle düşünmek durumu daha iyi açıklayacaktır: Bize 10 kilometrelik bir yarışın olduğu ve buna çok ciddi hazırlanmamız gerektiği söyleniyor. Çalışmalarımızın başında 500 metre koşmak bizi yoracaktır. Ama hedefimiz 10 000 metre olduğu için yorgunluğumuzu umursamayıp çalışmaya devam edecek ve bu yorulma çıtasını geliştireceğizdir. Ancak bize yarışın 500 metre olduğu söylenseydi ilk çalışmamızda 500 metre koşamayabilirdik ya da bu yorgunluğu gözümüzde çok büyütebilirdir. Bu gözde büyütme de bize sınır koyacaktır. Burada yapabileceklerimizin düşündüğümüzden çok daha fazlası olduğunu bilmek “vizyon”dur. Asıl konuya dönecek olursak zorluğu bundan ibaret sanmak kendimizi yıkılmış hissettirecektir. Yapmamız gereken şey ise vizyonumuzu genişletmektir. Yani dayanabileceğimiz o zorluk seviyesi aslında çok daha yukarıdadır. Belki tahmin edemeyeceğimiz kadar. Hevesimiz kaçtığı için; “Dayanırım ama artık istemiyorum, amacım yok.” diye düşünebiliriz. Unutmayalım ki bu da bir zorluktur, aşılması gereken bir zorluk. Sakin kafayla ileride nerede ve nasıl biri olmak istediğimizi düşünüp yola devam etmeliyiz. Unutmayalım zorluklar bahane değildir ve her zaman olacaktır. Burada yoruldum demek yerine devam etmeye konsantre olmalıyız. Tabi bunun için de kendimize kısa dinlenme zamanları ayırmayı da ihmal etmemek gerekir. Bu dinlenmeler sonucunda da kendimizi kötü hissetmeyi bırakıp güçlenmeye devam etmeliyiz. Unutmayalım; istemeyen bahane bulur, isteyense bir yolunu…   

Advertisements