Search

gezginreis

Category

Denemeler

Arayanlardan Olmak

“Herkesin yaşam telaşında olduğu günümüzde, bu telaştan uzaklaşıp kendine dönmenin değerini bilmek gerekiyor. Kendini bilmeden peşinden koştuğun her amaç temelsiz kalacağı için yok olmaya mahkumdur.”

Çevremdeki insanların yaptığım turlara anlam verememesi, gelecek planlarımı yaparken şu anda anlaşılamayacağımın bir göstergesi oluyordu sanırsam. Açıkçası daha çok destek bekliyordum ama yine de anlayışla karşılamaya çalışıyorum.

Bu yaptıklarım ve yapacaklarım bir kaçış değil; kendini buluş, öze dönüş. Kendimi bilmek adına düşünmek için kendimle baş başa kalmanın bir yolu benim için. Çünkü yaratılış amacını özümsemek için arayış dışarıda değil içeride olmalıdır. Yaşadığımız hayat ancak bu arayışla anlam kazanacaktır. Ne demiş Yunus: “Sen kendini bilmezsin,ya nice okumaktır?”. Peki ya, dememiş mi Attar, çevrende aradığın şey sendedir, diye. O zaman bu kargaşanın içinde kaybolmak niye? Anlamak lazım Beyazıd-ı Bestâmi’yi: “Hakikat, aramakla bulunmaz; lakin bulanlar ancak arayanlardır.” Arayışta olduğum bu farkındalık sürecinde çoğu zaman arafta kaldığım doğrudur. Zaten yolda olmak da bu olsa gerek. Aramak, arayış içinde olmak, anlamak ve anlaşılmak… Her zaman doğruyu savunup, hakikati arayanlardan olmamız ümidiyle…

Yusuf Ziya Doymaz

Başarı ve Psikoloji

Hayatta hepimiz başarılı olmak isteriz. Bunun için planlar yapar bunun için çalışırız. Peki, başarısız olduğumuzda başarısızlığın sebebini nerelerde ararız ya da arar mıyız? Başarısızlıkların arkasında psikolojik etmenleri hiç düşündük mü? Psikolojinin başarıya olan etkisini bu başarı piramidiyle açıklayayım.piramid

Temeldeki ilk 2 aşamamız Maslow’un teoremiyle aynı, ancak onun üstündeki basamakları “Psikoloji” başlığı altında toplamak istedim. Ülkemiz açısından baktığımda psikolojinin olması gereken yerde olmadığını görüyorum. Yani Türkiye’de insan psikolojisi, hayatın devamlılığı konusunda bir basamak olarak görülmüyor. Bunun birçok sebebi olabilir. Sonuçta geleneklerimize bile baktığımızda insan psikolojisini hiçe sayan bir sürü doğru gösterilen yanlışlar var. Mesela nikahta keramet var denilerek birbirini istemeyen 2 insan, sırf aileleri istedi diye evlenebiliyor. Aileler de nikahta keramet vardır, nasıl olsa hayırlı olur diyerek bir hayra vesile olduklarını düşünürler, iki gencin geleceğini kararttıklarından bihaber. Başka bir örnek olarak da geçenlerde duyduğum bir gelenek diyor ki; ailenin ilk torunu babaannesine verilir ve bundan sonra o çocuğun annesi olur, babaannesi olması gereken kişi. Sırf bunu yapmadıkları için kötü gelin olarak nitelendirilen insanlarımız var. Bu olaydan çocuğun psikolojisi nasıl etkilenmesin? Annesi ilk çocuğuna bakamamanın getirdiği boşluğu ve bunun sonucundaki travmaları nasıl atlatsın? Bunlar olurken annenin o dönemki akademik kariyerindeki başarısızlığında psikolojik sebepler elbette hiçe sayılamaz.

Psikolojinin başarıya olan etkisine başka bir açıdan baktığımızda, çoğu iç hastalıkların nedenlerinden birinin de psikolojik bozukluklar olduğunu görüyoruz. Mide rahatsızlıklarının en büyük nedenlerinden biri de strestir. Stres daha çok asit salgılanmasına neden olarak gastrite sebep olabilmektedir. Diğer yandan İrritabl Bağırsak Sendromu(İBS) adı verilen ve Türkiye’de her 10 kişiden birinde görülen bu hastalığın en önemli sebeplerinden biri yine strestir. Stres bu hastalığa neden olurken aynı zamanda yanlış beslenme alışkanlıklarının sonucunda oluşan bu hastalık da strese neden olabilmektedir. Paradoksa dönüşen bu durumun çözümünde hayatımızdaki stresi azaltacak psikolojik düzenlemelerin öneminden bahsetmeye gerek yok sanırsam. Bunun bir yan etkisi de uyku düzeni bozukluğudur. Yapılan araştırmalar İBS’li hastalarda anksiyete ve depresyonun sıklıkla birlikte görülmesi de ciddi uyku anormallikleriyle ilişkili olabileceğini ortaya koymuştur. Bununla birlikte uyku bozukluğunun da stresi arttırdığı belirtilmektedir. Durumu daha iyi anlatacak bir örnek olarak ailesiyle sorunları olan İBS’li bir sporcuyu inceleyelim. Ailesiyle yaşadığı psikolojik sorunların, bihaber olduğu bağırsak hastalığıyla birleşmesiyle yaşadığı uyku problemleri sonucunda sabahları erken kalkamayan ve bununla birlikte  de düzensiz bir beslenme alışkanlığına sahip olan bu sporcumuz, başarısızlığı sonucunda daha çok strese girerek ailesiyle arasının daha kötü olmasıyla ve hastalığının daha da ilerlemesiyle karşı karşıya kalabilir. Bunların sonucunda başarısızlığı sadece kendisinin iradesiz bir sporcu olmasında ararsa işin içinden çıkamayacak, daha çok strese girerek arkadaşlarıyla da arasının bozulmasına ve yaşadığı bu yalnızlık sonucunda beslenme alışkanlığının da değişmesine, dolayısıyla fark etmediği hastalının ilerlemesine neden olacaktır. Burada çözüm, diğer fizyolojik tedavilerin yanında psikolojinin de başarısızlığın altında bir neden olarak görülmesi ve ciddiye alınması olacaktır. Çünkü stresin neden olduğu bu tür hastalıklar sadece düzenli beslenme ile çözülemez. Bu açıdan baktığımızda, uyku kalitesinin günlük işlerdeki verimliliğimizi büyük oranda etkilediğini göz önünde tutarak, yaşam kalitemizin yüksek olması için psikolojiyi ayrıca önem taşıyan bir basamak olarak görmeli ve ona bu ciddiyetle yaklaşmalıyız. Yakın zamana kadar psikologların deli doktoru olarak görüldüğü toplumumuzda psikolojiye bu açıdan bakabilmek bize başarı yolunda çok büyük artı katacaktır.

Baştaki piramidimize dönecek olursak; her nasıl insan fizyolojik ihtiyaçlarını karşılamadan hayattaki başarısını göz önünde bulunduramıyorsa, psikolojik bozuklukları olan insanlar da geleceğe yönelik başarı planlamaları yapamaz veya yapsa dahi bunlarda başarıya ulaşamaz. Bu yüzden başarısızlığın arkasında aranması gereken önemli unsurlardan birinin de insan psikolojisi olduğunu unutmamalı ve psikolojiye bu ciddiyetle yaklaşmalıyız.

Yusuf Ziya Doymaz

19/07/2016

Cevaba Dönüşemeyen Sorular

Bir  nisan akşamı, yine kargaşanın ortasında, yorgun ve hiç bir şey yapamazken çözümü yazmakta aramışken, ruhumdan kalemime giden, aslında hep cevaba dönüşürken bu defa cevaba dönüşememiş, kağıda çarpık dökük aktarılan soruların, klavye aktarımında düzenli ve kararlı durduğuna aldanmayın sakın ha…

02.04.2016

     Ne için yaşıyoruz? Yazmak neye yarar? Var mıdır bir çözüm yoksa bulunan o şey çözüm mü sanılacak? Bu boşluk nasıl kapanır? Dengesizlik mi bu yoksa? Acaba kafayı yemek mi bu? Tam düşünmekten bıkıp, yorulup, durdurmayı isterken o aniden gelen düşünememe korkusu da nereden çıktı? İnsanlar mı çok bencil, ben mi çok nazlıyım? Bu bir beklenti mi yoksa boşluk mu? Her şeyin o kadar iyi gittiğini düşünürken bu kadar boşluk nasıl oluşuyor? Ne bu boşluk? Duygulardan arınmak çözüm değil, duygularda kaybolmaksa alın yazımız… Sonumuz hep mi aynı? Sahi ne bu yorgunluk? Noluyor arkadaş? Gerçekten kim bu senin yorgun tarafını gören? Var mı demek daha mı doğru yoksa? 

     Durgun muyuz, hırçın mı? Sustuk mu, patladık mı? Yoksa bugünlük şarjımız mı bitti? Aslında yazmak çözüyordu eskiden, peki bu defa niye bu yazının sorularından kurtulup cevaplara geçemedik? Sahi yazmak bu defa neden işe yaramadı? Yazmaya başlamak da yorucu bir eylem oysa… Uyusak geçer mi? Kahrolası sorumluluklar, ne uyuyabiliyorsun ne de ayıksın… 

     Düzende boğulmak mı, düzensizlikte kaybolmak mı daha iyi? Elde olanların bir işe yaramaması mı daha kötü, elde bir şey olmaması mı? Kör müyüz yoksa çok mu iyimser? Çok mu kalabalığız yoksa tamamen mi yalnız…

31.05.2016 – Yazarın Notu:

Bazen sorulara cevap bulamamamızın sebebi çözümü içimizde değil de dışarıda aramaktır belki de. Bizi bu durumdan çıkarabilecek tek şey de tek yedek anahtarı eline verdiğimiz ve aynı zamanda o çözümü beklediğimiz kişinin gelip kapıyı açmasıdır. Bu doğru veya yanlış diyemem, içinde bulunulan duruma bakmak lazım. Çünkü bazen insan kontrolü kaybedebilir. O “ben”liğe dönebilmektedir asıl marifet zaten, cevabı benlikte aramaktır. İnsanız sonuçta; kontrolü kaybettiğimizde yedek anahtarı doğru kişiye vermiş olmamız dileklerimle…

Yusuf Ziya Doymaz

Vizyon

Yazmak zaman ister, yürek ister, planlama ister. Yoksa hiçbirini istemez mi? Yazmak isteyen planı olmasa da, korksa da ya da zamanı olmadığı halde aralara sıkıştırarak da olsa yazar mı? Bu iki düşünce arasında henüz biri kesin doğru diyebilmiş değilim. Ancak durum şu ki; o hevesle yaptığım giriş yazısından sonra şu an taslakta duran 2 tane tamamlanmamış gezi yazımın 1 tane de denemenin olması. Evet, bir gezi sayfası gibi dursa da ara ara kendime dönük yazılarımı, bir konudaki eleştirimi, heyecanımı da yazı olarak burada paylaşmaya karar verdim. Taslakta duran gezi yazıları hala benim onlara zaman ayıracak kadar kafamın diğer mevzulardan arınmasını bekleyedursun, ben de eski yazdığım yazılarımdan birini paylaşayım:

08.12.2014

VİZYON

    Yıkıldığımızdan değil de yıkıldığımızı sandığımızdan kaybediyoruz aslında. Bilmiyor muyduk yorulacağımızı bu yola çıkarken, hedef koyarken, başarmak isterken. Burada ayırt edici faktör zor olacağını bilmemiz ama zorluğu yaşamayı bilmememiz. Yola çıkarken sahip olduğumuz hırsımız ve inancımız zorluklarla mücadele edebileceğimize inandırır kendimizi. Ancak bu gözümüzde “zorluk” durumunu küçültmemize neden olabiliyor. Yolun başında karşılaştığımız “ufak zorluklar”ı o “zor olan zorluklar”  sanıyoruz. İşte bu yanılgı asıl zorluklarla baş etmemizi engelliyor. Çünkü zorluklarla savaşma enerjimizi, içgüdümüzü asıl zor olmayan zorluklara harcamış oluyoruz. Asıl zorluklara geldiğimizdeyse onları imkansız olarak görebilir ya da kendi hevesimizin kaçtığını düşünebiliriz. İşte asıl zorluk tam olarak da burada başlıyor. Hevesimizin kaçması sonucunda o emeklerin boşa gittiğini düşünüp kısa dönem her şeyi bırakmak ve ondan sonra toparlanmanın baştakinden de zor olacağını, hatta o trenin kaçtığını düşündüğümüz zaman başlıyor. Burada yapmamız gereken şey bu yola çıkarken olan inancımızı ve bu yolda verdiğimiz emekleri düşünüp fırsatı değerlendirmektir. Tam anlamıyla “fırsat” tır bu, yola çıkarken başladığımız, yenmek için emek verdiğimiz o engel şimdi karşımızdadır. Savaş henüz başlamaktadır ve biz yıkılmamış sadece ısınmışızdır. Şöyle düşünmek durumu daha iyi açıklayacaktır: Bize 10 kilometrelik bir yarışın olduğu ve buna çok ciddi hazırlanmamız gerektiği söyleniyor. Çalışmalarımızın başında 500 metre koşmak bizi yoracaktır. Ama hedefimiz 10 000 metre olduğu için yorgunluğumuzu umursamayıp çalışmaya devam edecek ve bu yorulma çıtasını geliştireceğizdir. Ancak bize yarışın 500 metre olduğu söylenseydi ilk çalışmamızda 500 metre koşamayabilirdik ya da bu yorgunluğu gözümüzde çok büyütebilirdir. Bu gözde büyütme de bize sınır koyacaktır. Burada yapabileceklerimizin düşündüğümüzden çok daha fazlası olduğunu bilmek “vizyon”dur. Asıl konuya dönecek olursak zorluğu bundan ibaret sanmak kendimizi yıkılmış hissettirecektir. Yapmamız gereken şey ise vizyonumuzu genişletmektir. Yani dayanabileceğimiz o zorluk seviyesi aslında çok daha yukarıdadır. Belki tahmin edemeyeceğimiz kadar. Hevesimiz kaçtığı için; “Dayanırım ama artık istemiyorum, amacım yok.” diye düşünebiliriz. Unutmayalım ki bu da bir zorluktur, aşılması gereken bir zorluk. Sakin kafayla ileride nerede ve nasıl biri olmak istediğimizi düşünüp yola devam etmeliyiz. Unutmayalım zorluklar bahane değildir ve her zaman olacaktır. Burada yoruldum demek yerine devam etmeye konsantre olmalıyız. Tabi bunun için de kendimize kısa dinlenme zamanları ayırmayı da ihmal etmemek gerekir. Bu dinlenmeler sonucunda da kendimizi kötü hissetmeyi bırakıp güçlenmeye devam etmeliyiz. Unutmayalım; istemeyen bahane bulur, isteyense bir yolunu…   

Blog at WordPress.com.

Up ↑